4 Ekim 2011 Salı
İstanbul..
İstanbul bir metropol, bir keşmekeş,insanı yutan bir yer. Fakat cazibeleri de çok olan bir yer misal benim için Fenerbahçe orada... Daha ne isteyebilirim ki hayatımın en önemli 'şeylerinden' biri FENERBAHÇE. Her hafta maça giden arkadaşlarımı o kadar kıskanıyorum ki maç öncesi yapılan yemekli eğlenceler sonrasın da stada yürüyüş ve 'mabed' de maç izleme keyfi.. Bunu sadece Fenerbahçe'li olanlar bilebilir. Maç gününün nasıl dolu dolu, nasıl yorucu, nasıl eğlenceli ve tabi ki de nasıl güzel olduğunu. Hele ki takımın maçı kazandımı değmeyin keyfime o dönüş yolu pek bir kısa gelir insana ama ya tersi olursa ?. O TEM otoyolu bitmek bilmez mesafeler uzar da uzar.. Tabi ki sadece Fenerbahçe değildir İstanbul benim için, boğazı, rakısı,balığı, gece hayatı, gezilecek eğlenilecek her yeriyle büyülü bir yerdir İstanbul. Boğazı vapurla geçerken insanın içi bir ürperir özellikle biz Ankara'lılar çok severiz burdan gidince vapura binmeyi.. Benim değişilmezimdir 2 günlüğüne bile gitsem o vapura binmem gerekir. İşim Anadolu yakasında bile olsa bi Beşiktaş'a geçer çarşıda bir gezerim. Beşiktaş Çarşı güzeldir lokaldir, İstanbul gibi değildir.. Aslında bütün küçük semtleri güzeldir İstanbul'un..Çengelköy, Arnavutköy, Beylerbeyi, Bebek bunlar İstanbul'un diğer güzellikleridir benim için. Ve tabi ki orda ki dostlarım onlarda benim için İstanbul'a değer katan insanlardır. Onlarla gezilen bir İstanbul başka güzel olur benim için.. Ama yaşamaya gelince İstanbul'da o gerçekten çok zordur. Yorar İstanbul adamı, yukarı da anlattığım güzellikleri gezerken hazmedersin İstanbul'da ama yaşamaya kalktın mı İstanbul yutar içine çeker seni. Saydığım güzellikler yavas yavas azalır sonrasında o metropol içinde kaybolmuş bulursun kendini. Ben bu büyünün bozulmasını istemediğim için çok sevdiğim şehrimde yaşıyorum. Bunların bazılarını özleyince de özlemi dindirmeye atlayıp gidiyorum Yedi Tepeli şehre.. Seviyorum İstanbul'u.
3 Ekim 2011 Pazartesi
Ben Böyleyim..
Hayatımda hiç bencil olamadım. Çok olmak istedim, bunun için çabaladım fakat bunu başaramadım. Özellikle ilişkilerimde bundan çok çektim. Karşımda ki insana sınırsız değer verip onu hayatımın en tepesine yerleştirmeden yapamıyorum ve tabi ki sonunda kaybeden her zaman ki gibi ben oluyorum. O kadar çok yaşanmış hayal kırıklıklarım var ki artık onlarla yaşamaya alıştım. Tam mutluluğu buldum derken tekrar herşey sıfırlanıp başladığım noktaya dönüyorum. Tabi ki benim de hatalarım vardır ama ben temiz kalpli, iyi kalpli bir adamım. Kalbimden ne geçiyorsa onu yapan bir insanım. Fakat bu iyilik bir süre sonra kötüye kullanılmaya başlanıyor karşımda ki insan tarafından ve bende yine mutsuzluk moduna geçiyorum. Otuziki yaşımda yaşadığım bu hayal kırıkları beni daha güçlü yapmalı aslında. Yaptığım hataları görerek bunları tekrarlamayıp 'Bencil' olabilmeliyim ama olamıyorum ben böyleyim...
Hayatı ıskalama Lüksün yok senin...
HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN ! Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası.... Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
NAZIM HİKMET
NAZIM HİKMET
Belki...
Belki, Tanrı yanlış insanlarla tanışmamazı istedi doğru insanı tanımadan önce, böylece en sonunda doğru insanlar tanıtığımızda, bu hediyenin en yüce olduğunu anlamamız için.
Belki, mutluluk kapısı kapandığında, başkası açılıyordur; fakat böyle zamanlarda kapanan kapıya öyle uzun bakarız ki, bizim için açılan diğer kapıy...ı görmeyiz bile.
Belki, en iyi arkadaşlık, sallanan bir koltukta beraber sallandığımız , tek bir kelime etmediğiniz ve giderken bunun hayatınızdaki en iyi sohbet olduğunuzu düşündüğünüz kişilerde saklıdır.
Belki, elimizde olanın kıymetini kaybettiğimizde anladığımız doğru olabilir, fakat elimizde gelene kadar neler kaçırdığımızın farkına varamadığımız da doğrudur. Birine sevginizin tümünü sunmak, asla sizi de aynı şekilde seveceğinin garantisi değildir.
Sevgiye karşılık beklemeyin; Sadece sevginin karşıdakinin kalbinde büyümesini bekleyin; fakat olmazsa da, sizin kalbinizde büyüdüğüne emin olun.
Görünüşe aldanmayın; kandırıcı olabilir. Zenginliğe aldanmayın; yok olur gidebilir. Sizi güldüren birini seçin; çünkü karanlık bir günü aydınlatan şey gülümsemedir. Kalbinizi gülümsetebilen birini bulun.
Öyle zamanlar vardır ki, bazen birini öylesine çok özlersiniz ki, onu hayallerinizden çıkarıp, gerçek hayatta kucaklamak istersiniz. Hayal etmek istediğiniz yere gidin, olmak istediğiniz kişi olun, çünkü yaşayabileceğiniz tek bir hayatınız var ve tüm bunları yapabilmek için tek bir şansınız.
Sizi tatlı kılacak kadar yeterli mutluluğunuz olsun, güçlü kılacak kadar acı deneyiminiz, insan kılacak kadar üzüntünüz ve sizi mutlu kılmaya yetecek kadar umudunuz olsun. Daima kendinizi başkalarının ayakkabılarına koyun. Eğer ayaklarınız acıyorsa, o kişininkiler de acıyordur.
Belki, mutluluk kapısı kapandığında, başkası açılıyordur; fakat böyle zamanlarda kapanan kapıya öyle uzun bakarız ki, bizim için açılan diğer kapıy...ı görmeyiz bile.
Belki, en iyi arkadaşlık, sallanan bir koltukta beraber sallandığımız , tek bir kelime etmediğiniz ve giderken bunun hayatınızdaki en iyi sohbet olduğunuzu düşündüğünüz kişilerde saklıdır.
Belki, elimizde olanın kıymetini kaybettiğimizde anladığımız doğru olabilir, fakat elimizde gelene kadar neler kaçırdığımızın farkına varamadığımız da doğrudur. Birine sevginizin tümünü sunmak, asla sizi de aynı şekilde seveceğinin garantisi değildir.
Sevgiye karşılık beklemeyin; Sadece sevginin karşıdakinin kalbinde büyümesini bekleyin; fakat olmazsa da, sizin kalbinizde büyüdüğüne emin olun.
Görünüşe aldanmayın; kandırıcı olabilir. Zenginliğe aldanmayın; yok olur gidebilir. Sizi güldüren birini seçin; çünkü karanlık bir günü aydınlatan şey gülümsemedir. Kalbinizi gülümsetebilen birini bulun.
Öyle zamanlar vardır ki, bazen birini öylesine çok özlersiniz ki, onu hayallerinizden çıkarıp, gerçek hayatta kucaklamak istersiniz. Hayal etmek istediğiniz yere gidin, olmak istediğiniz kişi olun, çünkü yaşayabileceğiniz tek bir hayatınız var ve tüm bunları yapabilmek için tek bir şansınız.
Sizi tatlı kılacak kadar yeterli mutluluğunuz olsun, güçlü kılacak kadar acı deneyiminiz, insan kılacak kadar üzüntünüz ve sizi mutlu kılmaya yetecek kadar umudunuz olsun. Daima kendinizi başkalarının ayakkabılarına koyun. Eğer ayaklarınız acıyorsa, o kişininkiler de acıyordur.
Rakı üzerine...
Neymiş efendim..
Atatürk rakı içiyormuş.
Aslandı o, aslan...
Aslan sütü içecek tabii.
*
Hadi siz "dönülmez akşamın ufkundayız" diye ince ince başlayın, ben de size yıllar önce yazdığım yazıyı anlatayım...
*
İçki yasaklanabilir.
Bence mahzuru yok.
Ama rakı asla...
Çünkü takunyalılar öyle zanneder ama, aslında "içki" değildir rakı.
*
Yurt sevgisidir örneğin...
İki tek attın mı, "n'olacak bu memleketin hali?" diye endişelenmezsin aksi olsa!
Tıp bazen çaresizdir...
O ilaçtır.
Gurbete bile iyi gelir.
*
Kontörsüz muhabbettir.
Büst gibi oturan adamın bile çenesini açar, gülümsetir.
Kahkahadır.
Acısıyla tatlısıyla hatıraları kaydeden hard disk'tir.
*
Botoks'tur bir nevi.
En kaknemi bile bir başka görünür gözüne...
Çirkin kadın yoktur, az rakı vardır.
İçilir, güzelleşilir.
*
Herkesin gençlik hatası olabilir...
Bira içersin.Sonradan para kazanıp tenise başlayınca, şarap içmeyi matah zannedersin. Amerika'da TIR şoförlerinin içtiği viskinin dublesine Etiler'de TIR parası ödersin, ayrı...
Kürkçü dükkánıdır.
Döner dolaşır, gelirsin.
*
Orhan Gencebay'dır.
Entel barlarda, sosyete kulüplerinde dinlemeye utanırsın...
Ama hepimiz biliriz ki, ezbere bilirsin...
İstediğin kadar ağız burun kıvır, altın plağı hep o alır.
Tatlıses'tir.
Realite'dir.
*
Çocuktur, ağlarsın.
*
Hele beyaz "p"eynir ile "k"avun olursa sağında solunda...
Örgüttür.
PRK...
Ama bölücü değil, birleştirici örgüt.
Türk'ü de içer, Kürt'ü de, Laz'ı da, Çerkez'i de. Sor bak, Ermeni'si de, Rum'u da, Yahudi'si de.
*
AB'cidir...
Çünkü Rum öyle bir meze yapar ki, helali hoş olsun, Kıbrıs'ı veresin gelir!
*
Madem gıcıksın rakıya...
Neden balık avlıyorsun o zaman kardeşim?
Şerbetle mi yiyeceksin lüferi?
Ne anlamı var deniz börülcesinin, rokanın, radikanın, cibezin...
İnek miyiz biz?
*
Yanlış şiir okuyorsun...
Hapse giriyorsun.
(Üstüne, yanlış şair okuyorsun...)
*
Oku bak...
Ne diyor dünya güzeli Orhan Veli:
Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip musikiler alıyorum
Bir de rakı şişesinde balık olsam...
Yılmaz Özdil
Atatürk rakı içiyormuş.
Aslandı o, aslan...
Aslan sütü içecek tabii.
*
Hadi siz "dönülmez akşamın ufkundayız" diye ince ince başlayın, ben de size yıllar önce yazdığım yazıyı anlatayım...
*
İçki yasaklanabilir.
Bence mahzuru yok.
Ama rakı asla...
Çünkü takunyalılar öyle zanneder ama, aslında "içki" değildir rakı.
*
Yurt sevgisidir örneğin...
İki tek attın mı, "n'olacak bu memleketin hali?" diye endişelenmezsin aksi olsa!
Tıp bazen çaresizdir...
O ilaçtır.
Gurbete bile iyi gelir.
*
Kontörsüz muhabbettir.
Büst gibi oturan adamın bile çenesini açar, gülümsetir.
Kahkahadır.
Acısıyla tatlısıyla hatıraları kaydeden hard disk'tir.
*
Botoks'tur bir nevi.
En kaknemi bile bir başka görünür gözüne...
Çirkin kadın yoktur, az rakı vardır.
İçilir, güzelleşilir.
*
Herkesin gençlik hatası olabilir...
Bira içersin.Sonradan para kazanıp tenise başlayınca, şarap içmeyi matah zannedersin. Amerika'da TIR şoförlerinin içtiği viskinin dublesine Etiler'de TIR parası ödersin, ayrı...
Kürkçü dükkánıdır.
Döner dolaşır, gelirsin.
*
Orhan Gencebay'dır.
Entel barlarda, sosyete kulüplerinde dinlemeye utanırsın...
Ama hepimiz biliriz ki, ezbere bilirsin...
İstediğin kadar ağız burun kıvır, altın plağı hep o alır.
Tatlıses'tir.
Realite'dir.
*
Çocuktur, ağlarsın.
*
Hele beyaz "p"eynir ile "k"avun olursa sağında solunda...
Örgüttür.
PRK...
Ama bölücü değil, birleştirici örgüt.
Türk'ü de içer, Kürt'ü de, Laz'ı da, Çerkez'i de. Sor bak, Ermeni'si de, Rum'u da, Yahudi'si de.
*
AB'cidir...
Çünkü Rum öyle bir meze yapar ki, helali hoş olsun, Kıbrıs'ı veresin gelir!
*
Madem gıcıksın rakıya...
Neden balık avlıyorsun o zaman kardeşim?
Şerbetle mi yiyeceksin lüferi?
Ne anlamı var deniz börülcesinin, rokanın, radikanın, cibezin...
İnek miyiz biz?
*
Yanlış şiir okuyorsun...
Hapse giriyorsun.
(Üstüne, yanlış şair okuyorsun...)
*
Oku bak...
Ne diyor dünya güzeli Orhan Veli:
Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip musikiler alıyorum
Bir de rakı şişesinde balık olsam...
Yılmaz Özdil
Ankara'da Aşık olmak..
Ankarada aşık olmak Ege'ye Akdeniz'e benzemez, yaz aşkı yoktur orda.
Karakışın, ayazın içerisinde aşık oldumu adam iliklerine kadar işler.
Sezonluk değil ömürlüktür.
Kumsalda değil lapa lapa yağan karda beklersin aşkını, parmakların buz tutmaktadır, tutunmu sevgilinin elini kan aynı damara ...akmaya başlar, o yüzdendirki ... Ankara'da aşık oldunmu sezonluk değil ömürlüktür aşk.
Sevgiliye güzel görünmek uğruna popon donsada çatırmassın, oda yetmezmiş gibi delikanlılık yapar ceketinide atıverirsin sevdiğinin omuzlarına. Angara'da aşık olmak herkese göre değildir yani.
Gözler hep buğuludur yağan karın, esen rüzgarın etkisiyle.
Baktınmı gözgöze sadece sevinçleri değil hüzünleride paylaşıverirsin.
Onun içindirki Ankara'da aşık olmak başka yere benzemez.
Sezonluk değil ömürlük aşklar bulursun.
Karakışın, ayazın içerisinde aşık oldumu adam iliklerine kadar işler.
Sezonluk değil ömürlüktür.
Kumsalda değil lapa lapa yağan karda beklersin aşkını, parmakların buz tutmaktadır, tutunmu sevgilinin elini kan aynı damara ...akmaya başlar, o yüzdendirki ... Ankara'da aşık oldunmu sezonluk değil ömürlüktür aşk.
Sevgiliye güzel görünmek uğruna popon donsada çatırmassın, oda yetmezmiş gibi delikanlılık yapar ceketinide atıverirsin sevdiğinin omuzlarına. Angara'da aşık olmak herkese göre değildir yani.
Gözler hep buğuludur yağan karın, esen rüzgarın etkisiyle.
Baktınmı gözgöze sadece sevinçleri değil hüzünleride paylaşıverirsin.
Onun içindirki Ankara'da aşık olmak başka yere benzemez.
Sezonluk değil ömürlük aşklar bulursun.
Ankara'lı Olmak
Eğer Akün Sineması'nda zar zor yer bulup en önden film seyrettiyseniz..
Şimdilerde Gazi Hastanesi'nin olduğu yerdeki ormanlık arazide futbol oynadıysanız....
Amerikan pasajından taklit kot, parfüm, şampuan aldıysanız. Atatürk Bulvarındaki McDonald's açıldığında kapılarındaki kuyruğu gördüyseniz ve hatta girdiyseniz....
Zafer çarşısının altından elden düşme kitap, dergi aldıysanız...
Kurtuluş Parkı'nda bir buz pateni sahası olduğunu biliyorsanız ve oraya kaymaya gitmişseniz....
Kızılay'da, tüp geçidin orada ufacık pul gibi bir şeyle kuş gibi öten adamı biliyorsanız....
Köprülü kavşağı, metro durağı olmayan bir Ankara size normal geliyorsa....
Bahçeli yediye sadece o civarda oturan bir arkadaşı ziyaret etmek için gittiyseniz...
İlk kumpiri Tunalı'da Kıtır'da yediyseniz....
Döneri, Sakarya'da Hosta'da yemeyi seviyorsanız ...
Margharita Pizza'yı, Körfez Pastanesi'ni biliyorsanız...
Eskişehir Yolu'nun 2 şeritli ve boş halini biliyorsanız...
Arkadaşlarınızı en az 10 yıldır tanıyorsanız...
Sinemaya hala 9'da karar verip 9 çeyrek seansına yetişiyorsanız... Bunu gariban İstanbullulara anlatırken büyük keyif alıyorsanız..
Airport Disco'nun açıldığını hatırlıyorsanız.... Nüans Bar'da, A Bar'da canlı müzik dinlediyseniz...
Ziya Gökalp Caddesi'nin orta şeridinin sadece otobüsler için olduğu ve lastik izinden dalga dalga göçtüğünü görmüşseniz...
Kuğulu Park'taki salıncaklarda sallanıp, balon ve kağıt helva aldıysanız...
Karum'un içinde piyasa yaptıysanız, Çoook Şeker açıldığında koşa koşa gidip bir torba şeker aldıysanız...
Yılbaşında Vakkorama'yı hep gezdiyseniz... Vakko'nun, Gima'nın, YKM'nin önünde birileri ile buluştuysanız...
Seğmenler hafta sonu aile eğlenceniz olmuşsa...
Eskişehir Yolu'nda Söğütözü Köprüsü'nun sadece bir ufak kavşak olduğunu hatırlıyorsanız...
Bilkentsiz bir Ankara düşünebiliyorsaniz.... Oran'a giderken, "Ulan buralar da ne şehir dışı be.." dediyseniz....
Hava kirliliğinden dolayı okullarınız tatil edildiyse ve siz o gün hiç eve girmediyseniz...
Eski Deutz servis otobüsleriyle okula gittiyseniz....
Anadolu Lisesi sınavına girerken sadece iki lise tercihi yapabildiyseniz.... Gölbaşı'na yemeğe değil, pikniğe gittiyseniz...
Turizm Bakanlığı binasının yerinde tarla olduğunu hatırlıyorsanız...
Otobüse Ulus'taki gardan binmişliğiniz varsa...
Gençlik Parkı'nda birilerinin nikahına gidip, havuzunda bisiklete binip, akşam da lunaparkta uçan sandalyelere, galaksiye, çarpışan arabalara binmişseniz...
Okul gezilerinde mütemadiyen Anitkabir'e, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne, Resim Heykel Müzesi'ne, Atatürk'ün evine, Meclis'e gitmişseniz...
AOÇ'de içindeki kafeteryadan fındık fıstık alıp maymunlara verdiyseniz, filin o çivileri atlayıp atlayamayacağını hesap ettiyseniz...
Çıkışta köfte ekmek, üzerine de AOÇ dondurması, pamuk şeker yediyseniz...
AOÇ'deki tren yolunda tren geçerken beklediyseniz...
Kuğulu Pasajı'ndan alışveriş yapıp, Aynalı Çarşı'daki pet shopları gezmeyi adet haline getirip, oradan poster alıp siyah çerçeve ile çerçevelettiyseniz...
Atakule'nin inşaat halini görüp, açıldığında koşa koşa her hafta sonu oraya gidip Dreamland jetonları biriktirip hediye almaya çalıştıysanız...
Meram Pastanesi'nden dondurma yediyseniz...
Kolej - Yükseliş çekişmesini hep yaşadıysanız... Devlet okulunda okuduysanız "Siz paralı biz beleş ..... kolej.." diye bağırdıysanız....
Ankara dışında hiç bir yerde simit yemekten zevk alamıyorsanız ve simide en yakışan içeceğin ayran olduğunu biliyorsanız...
Yolda para saymaktan korkmuyor, çantanızı nasıl takacağınızı hesap etmiyorsanız...
TRT 23 Nisan Çocuk Şenlikleri'ni canlı seyrettiyseniz, hatta ekipteyseniz, yurtdışından size arkadaş geldiyse...
ODTÜ' ye kimliksiz girme numaralarını biliyorsanız...
Meclis kavşağını arabada ya da otobüste yaklaşık 45 dakikada geçmenin ne demek olduğunu biliyorsanız...
Anıttepe size Anıtkabir'i olduğu kadar yüzmeyi de ifade ediyorsa...
Aylık kartla otobüse sınırsız binmenin tadını biliyorsanız...
Evinizin bir yerlerinde Dost kartı duruyorsa ve o kartı almak için senet imzaladıysan...
Bu saydıklarımız içinizi sızlattıysa ve son cümleyi tahmin ediyorsanız...
Ankaralısınız demektir. Otuz beşi geçmiş....
Şimdilerde Gazi Hastanesi'nin olduğu yerdeki ormanlık arazide futbol oynadıysanız....
Amerikan pasajından taklit kot, parfüm, şampuan aldıysanız. Atatürk Bulvarındaki McDonald's açıldığında kapılarındaki kuyruğu gördüyseniz ve hatta girdiyseniz....
Zafer çarşısının altından elden düşme kitap, dergi aldıysanız...
Kurtuluş Parkı'nda bir buz pateni sahası olduğunu biliyorsanız ve oraya kaymaya gitmişseniz....
Kızılay'da, tüp geçidin orada ufacık pul gibi bir şeyle kuş gibi öten adamı biliyorsanız....
Köprülü kavşağı, metro durağı olmayan bir Ankara size normal geliyorsa....
Bahçeli yediye sadece o civarda oturan bir arkadaşı ziyaret etmek için gittiyseniz...
İlk kumpiri Tunalı'da Kıtır'da yediyseniz....
Döneri, Sakarya'da Hosta'da yemeyi seviyorsanız ...
Margharita Pizza'yı, Körfez Pastanesi'ni biliyorsanız...
Eskişehir Yolu'nun 2 şeritli ve boş halini biliyorsanız...
Arkadaşlarınızı en az 10 yıldır tanıyorsanız...
Sinemaya hala 9'da karar verip 9 çeyrek seansına yetişiyorsanız... Bunu gariban İstanbullulara anlatırken büyük keyif alıyorsanız..
Airport Disco'nun açıldığını hatırlıyorsanız.... Nüans Bar'da, A Bar'da canlı müzik dinlediyseniz...
Ziya Gökalp Caddesi'nin orta şeridinin sadece otobüsler için olduğu ve lastik izinden dalga dalga göçtüğünü görmüşseniz...
Kuğulu Park'taki salıncaklarda sallanıp, balon ve kağıt helva aldıysanız...
Karum'un içinde piyasa yaptıysanız, Çoook Şeker açıldığında koşa koşa gidip bir torba şeker aldıysanız...
Yılbaşında Vakkorama'yı hep gezdiyseniz... Vakko'nun, Gima'nın, YKM'nin önünde birileri ile buluştuysanız...
Seğmenler hafta sonu aile eğlenceniz olmuşsa...
Eskişehir Yolu'nda Söğütözü Köprüsü'nun sadece bir ufak kavşak olduğunu hatırlıyorsanız...
Bilkentsiz bir Ankara düşünebiliyorsaniz.... Oran'a giderken, "Ulan buralar da ne şehir dışı be.." dediyseniz....
Hava kirliliğinden dolayı okullarınız tatil edildiyse ve siz o gün hiç eve girmediyseniz...
Eski Deutz servis otobüsleriyle okula gittiyseniz....
Anadolu Lisesi sınavına girerken sadece iki lise tercihi yapabildiyseniz.... Gölbaşı'na yemeğe değil, pikniğe gittiyseniz...
Turizm Bakanlığı binasının yerinde tarla olduğunu hatırlıyorsanız...
Otobüse Ulus'taki gardan binmişliğiniz varsa...
Gençlik Parkı'nda birilerinin nikahına gidip, havuzunda bisiklete binip, akşam da lunaparkta uçan sandalyelere, galaksiye, çarpışan arabalara binmişseniz...
Okul gezilerinde mütemadiyen Anitkabir'e, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne, Resim Heykel Müzesi'ne, Atatürk'ün evine, Meclis'e gitmişseniz...
AOÇ'de içindeki kafeteryadan fındık fıstık alıp maymunlara verdiyseniz, filin o çivileri atlayıp atlayamayacağını hesap ettiyseniz...
Çıkışta köfte ekmek, üzerine de AOÇ dondurması, pamuk şeker yediyseniz...
AOÇ'deki tren yolunda tren geçerken beklediyseniz...
Kuğulu Pasajı'ndan alışveriş yapıp, Aynalı Çarşı'daki pet shopları gezmeyi adet haline getirip, oradan poster alıp siyah çerçeve ile çerçevelettiyseniz...
Atakule'nin inşaat halini görüp, açıldığında koşa koşa her hafta sonu oraya gidip Dreamland jetonları biriktirip hediye almaya çalıştıysanız...
Meram Pastanesi'nden dondurma yediyseniz...
Kolej - Yükseliş çekişmesini hep yaşadıysanız... Devlet okulunda okuduysanız "Siz paralı biz beleş ..... kolej.." diye bağırdıysanız....
Ankara dışında hiç bir yerde simit yemekten zevk alamıyorsanız ve simide en yakışan içeceğin ayran olduğunu biliyorsanız...
Yolda para saymaktan korkmuyor, çantanızı nasıl takacağınızı hesap etmiyorsanız...
TRT 23 Nisan Çocuk Şenlikleri'ni canlı seyrettiyseniz, hatta ekipteyseniz, yurtdışından size arkadaş geldiyse...
ODTÜ' ye kimliksiz girme numaralarını biliyorsanız...
Meclis kavşağını arabada ya da otobüste yaklaşık 45 dakikada geçmenin ne demek olduğunu biliyorsanız...
Anıttepe size Anıtkabir'i olduğu kadar yüzmeyi de ifade ediyorsa...
Aylık kartla otobüse sınırsız binmenin tadını biliyorsanız...
Evinizin bir yerlerinde Dost kartı duruyorsa ve o kartı almak için senet imzaladıysan...
Bu saydıklarımız içinizi sızlattıysa ve son cümleyi tahmin ediyorsanız...
Ankaralısınız demektir. Otuz beşi geçmiş....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

